|
 |
|
|
|
...::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Atatürk Köşesi ::::::::::::::::::::::::::::::::::::... |
|
|
|
" Dünyada
herşey için,
medeniyet
için, hayat
için, başarı
için en
gerçek yol
gösterici
ilimdir,
fendir. İlim
ve fennin
dışında yol
gösterici
aramak
gaflettir,
cahilliktir,
doğru yoldan
sapmaktır.
Yalnız ilmin
ve fenin
yaşadığımız
her
dakikadaki
safhalarının
gelişimini
anlamak ve
ilerlemeleri
zamanında
takip etmek
şarttır.
Bin, iki
bin,
binlerce yıl
önceki ilim
ve fen
lisanının
koyduğu
kuralları,
şu kadar bin
yıl sonra
bugün aynen
uygulamaya
kalkışmak
elbette ilim
ve fennin
içinde
bulunmak
değildir. "
1924
Mustafa
Kemal
ATATÜRK
|
 |
|
|
|
|
| |
|
Mustafa Kemal'in
Çocukluğu ve Eğitimi
|
|
Türkiye
Cumhuriyetinin
kurucusu ve
ilk
Cumhurbaşkanı
olan Mustafa
Kemal. 1881
yılında
Selanik'te
doğmuştur.
Babası Ali
Rıza Efendi,
bir gümrük
memurudur.
Annesinin
adı Zübeyde
Hanım'dır.
İlkokul
eğitimi
için,
Selanik'teki
Şemsi Efendi
okuluna
gitmiş,
ancak
babasını çok
küçük
yaşlarda
kaybedince
okuldan
ayrılmak
zorunda
kalmıştır.
Mustafa, kız
kardeşi
Makbule ve
anneleri,
dayıları ile
birlikte,
Selanik
yakınlarındaki
çiftlik
evine
yerleşmişler;
yaşamı bu
şekilde bir
süre devam
etmiştir.
Mustafa
çiftlikte
çalışırken,
annesi okula
gitmemesinden
endişe
duymaya
başlamıştır.
Sonra,
annesinin
Selanik'te
bulunan kız
kardeşinin
yanına
giderek
Askeri
Rüştiyeye
kaydını
yaptırmıştır.
Rüştiye'yi
1895 yılında
bitiren
Mustafa
Kemal
Manastır'daki
Askeri
İdadi'ye
girmiş ve
başarılı bir
şekilde
bitirmiştir.
Mustafa
Kemal daha
sonra
İstanbul'a
gitmiş, 13
Mart 1899
yılında
başladığı
Harbiye'yi
bitirdikten
sonra,1902
yılında Harp
Akademisine
başlamış ve
11 Ocak 1905
yılında
kurmay
yüzbaşı
rütbesiyle
mezun
olmuştur.
|
 |
|
|
|
|
| |
|
Gençliğe Hitabe'si
|
|
Ey Türk
Gençliği!
Birinci
ödevin; Türk
bağımsızlığını,
Türk
Cumhuriyetini,
sonsuzluğa
değin
korumak ve
savunmaktır.
Varlığının
ve
geleceğinin
biricik
temeli
budur. Bu
temel, senin
en değerli
güven
kaynağındır.
Gelecekte
de, yurt
içinde ve
dışında,
seni bu
kaynaktan
yoksun etmek
isteyen
kötücüller
bulunacaktır.
Bir gün,
bağımsızlığını
ve
cumhuriyetini
savunmak
zorunda
kalırsan;
ödeve
atılmak
için, içinde
bulunacağın
durumun
olanaklarını
ve
koşullarını
düşünmeyeceksin!
Bu olanaklar
ve koşullar
çok
elverişsiz
olabilir.
Bağımsızlığına
ve
cumhuriyetine
kıymak
isteyecek
düşmanlar,
bütün
dünyada
benzeri
görülmedik
bir utku
kazanmış
olabilirler.
Zorla ve
aldatıcı
düzenlerle
sevgili
yurdunun
bütün
kaleleri
alınmış,
bütün
gemilikleri
ele
geçirilmiş,
bütün
orduları
dağıtılmış
ve yurdun
her köşesine
düşman
girmiş
olabilir.
Bütün bu
koşullardan
daha acıklı
ve korkunç
olmak üzere,
yurdunda, iş
başında
bulunanlar,
aymazlık ve
sapkınlık
içinde
olabilirler.
Üstelik,
hainlik de
yapabilirler.
Daha kötüsü,
iş başında
bulunan
kişiler,
kendi
çıkarlarını,
yurduna
girmiş olan
düşmanların
siyasal
erekleriyle
birleştirebilirler.
Ulus,
yoksulluk ve
sıkıntı
içinde ezgin
ve bitkin
düşmüş
olabilir.
Ey Türk
geleceğinin
gençliği!
İşte, bu
ortam ve
koşullar
içinde bile
ödevin, Türk
bağımsızlığını
ve
Cumhuriyetini
kurtarmaktır!
Bunun için
gereken güç,
damarlarındaki
soylu kanda
vardır!
Söylev' den
20 Ekim 1927
|
 |
|
|
|
|
| |
|
Atatürk'ün
Görüşleri |
|
Ekonomi
üzerine
Atatürk
Devrimlerinin
sonucunda,
Türkiye'nin
ekonomik
yapısı
tümüyle iyi
yönde bir
gelişme
göstermiştir.
Kapitülasyonların
kaldırılması
ile
birlikte,
ulusal bir
ekonomi için
gerekli olan
temel
atılmıştır.
Atatürk'ün
ülke
ekonomisi
hakkındaki
düşüncesini,
"Memleketin
efendisi
hakiki
müstahsil
olan
köylüdür"
sözlerinde
bulmak
mümkündür.
Dış Politika
üzerine
O dönemde
birçok ülke
yöneticisinin
izlediği iç
çatışma
politikalarına,
polis
devleti
taktiklerine
ve nihayet
uluslararası
ihtilaflara
yönelmelerine
rağmen,
Atatürk'ün
"Yurtta
Sulh,
Cihanda
Sulh" sözüne
sıkı bir
biçimde,
bağlı kalan
Türkiye, bu
dönemde ülke
içerisindeki
devleti ve
onun
kurumlarını
içten
çökertme
girişimlerini
engelleyebildiği
gibi,
savaşlara da
bulaşmamayı
başarmıştır.
|
 |
|
|
|
|
| |
|
Atatürk İlkeleri |
|
Cumhuriyetçilik:
Atatürk
devrimleri
siyasi
nitelik
taşır. Çok
uluslu bir
İmparatorluktan
ulus devlete
geçiş
gerçekleştirilmiş
ve böylece
modern
Türkiye'nin
ulusal
kimliği
oluşturulmuştur.
Bu kimliğin
oluşmasında,
kul
nitelikli
insanların
yurttaş-birey
niteliği
kazanması
önemli bir
noktadır.
Atatürk
bunun
yolunu,
kısaca
halkın kendi
kendisini
idaresi,
yani
demokrasi
demek olan
Cumhuriyet’te
görmüştür.
Halkçılık:
Gerek
içeriği
gerekse
hedefleri
açısından
bakıldığında,
Cumhuriyet
Devrimi
ayrıca bir
sosyal
devrim
niteliği de
taşır. Başta
İsviçre
Medeni
Kanunu olmak
üzere, Batı
kanunlarının
Türkiye'de
uygulamaya
konulmasıyla
birlikte
kadınların
statüsünde
köklü
değişiklikler
olmuş, 1934
yılında
kabul edilen
bir kanun
ile kadınlar
seçme ve
seçilme
hakkını
almışlardır.
Atatürk
çeşitli
ortamlarda,
Türkiye'nin
gerçek
yöneticilerinin
köylüler
olduğunu
söylemiştir.
Aslında bu
durum
Türkiye için
bir gerçek
olmaktan çok
bir hedef
niteliğindedir.
Halkçılık
ilkesi sınıf
ayrıcalıklarına
ve sınıf
farklılıklarına
karşı olmak
ve hiçbir
bireyin,
ailenin,
sınıfın veya
organizasyonun
diğerlerinin
daha
üzerinde
olmasını
kabul
etmemek
demektir.
Halkçılık,
Türk
vatandaşlığı
olarak ifade
edilen bir
fikre
dayanır.
Gurur ile
birleşen
vatandaşlık
fikri,
halkın daha
fazla
çalışması
için gerekli
psikolojik
teşviki
sağlar,
birlik
fikrinin ve
ulusal bir
kimliğin
kazanılmasına
yardımcı
olur.
Laiklik:
Laiklik
devlet ve
dinin
birbirinden
ayrılması
anlamına
gelmez.
Eğitim,
kültür ve
yasama
alanlarının
dinden
bağımsız
olması
anlamını
taşır.
Laiklik,
devletin
dini düşünce
ve dini
kuruluşların
etkisinden
bağımsız
olması, ve
genel olarak
düşünce
özgürlüğü
anlamına
gelmektedir.
Devrimlerin
birçoğu
laikliği
gerçekleştirmek
amacıyla
yapılmış ve
diğerleri
ise laikliğe
ulaşılmış
olması
sayesinde
gerçekleştirilebilmiştir.
Devrimcilik:
Atatürk'ün
ortaya
koyduğu en
önemli
ilkelerden
birisi de
devrimciliktir.
Bu ilkenin
anlamı
Türkiye'nin
devrimler
yaparak
geleneksel
kuruluşlarını
modern
kuruluşlarla
değiştirmiş
olmasıdır.
Geleneksel
kavramların
bir kenara
itilip
modern
kavramların
benimsenmesi
demektir.
Devrimcilik
ilkesi,
yapılmış
olan
devrimlerin
tanınıp
kabul
edilmelerinin
çok ötesine
geçmiştir.
Milliyetçilik:
Cumhuriyet
devrimi
ayrıca
milliyetçi
bir
devrimdir.
Bu
milliyetçilik
ırkçı bir
yapıda
değildir;
yurtseverlikle
sınırlıdır.
Bu devrimin
amacı,
Türkiye
Cumhuriyetinin
bağımsızlığının
korunması ve
ayrıca
Cumhuriyetin
siyasal
yönden
gelişmesidir.
Bu
milliyetçilik,
tüm diğer
ulusların
bağımsızlık
haklarına
saygılıdır;
sosyal
içeriklidir;
yalnızca
anti -
emperyalist
olmayıp,
aynı zamanda
gerek
hanedan
yönetimine,
gerekse
herhangi bir
sınıfın Türk
toplumunu
yönetmesine
de karşıdır
ve nihayet
bu
milliyetçilik
Türk
devletinin
vatanı ve
halkı ile
bölünmez bir
bütün olduğu
ilkesine
inanmaktadır.
Devletçilik:
Mustafa
Kemal
Atatürk
yapmış
olduğu
açıklamalarda
ve
politikalarında
Türkiye'nin
bir bütün
olarak
modernizasyonunun
ekonomik ve
teknolojik
gelişmeye
önemli
ölçüde bağlı
olduğunu
ifade
etmiştir. Bu
bağlamda,
devletçilik
ilkesini de
devletin,
ülkenin
genel
ekonomik
faaliyetlerinin
düzenlenmesi
ve özel
sektörün
girmek
istemediği
veya
yetersiz
kaldığı ya
da ulusal
çıkarların
gerekli
kıldığı
alanlara
girmesi
anlamında
yorumlamaktadır.
Ancak,
devletçilik
ilkesinin
uygulanmasında,
devlet
yalnızca
ekonomik
faaliyetlerin
temel
kaynağını
teşkil
etmemiş,
aynı zamanda
ülkenin
büyük sanayi
kuruluşlarının
da sahibi
olmuştur.
|



|
|
|
|
|
| |
|
Ordu Kumandanı
Olarak Mustafa Kemal
|
|
1906 yılında
Şam'a
gönderilen
Mustafa
Kemal ve
arkadaşları
Şam'da
"Vatan ve
Hürriyet"
adında bir
dernek
kurmuşlardır.
1911 yılında
İtalya ile
yapılan
savaş
esnasında,
kendi
isteğiyle
Trablus'a
gitmiş,
Derne ve
Tobruk'un
savunmalarında
görev
almıştır.
Mustafa
Kemal henüz
Libya'da
iken
başlayan
Balkan
Savaşında
da, başarılı
bir kumandan
olarak (1912
- 1914)
hizmet
vermiş ve
savaş
sonunda
Sofya'ya
askeri ataşe
olarak
atanmıştır.
Mustafa
Kemal'in
Sofya'da
bulunduğu
sırada 1.
Dünya Savaşı
çıkmıştır. 8
Ağustos 1915
tarihinde
Anafartalar
Grup
Kumandanlığına
getirilen
Mustafa
Kemal,
kritik bir
zamanda
Anafartalar'daki
Türk
kuvvetlerine
kumanda
etmiştir.
Bu sırada
İngilizler,
Fransızlarla
birlikte
Çanakkale
Boğazı'na
çıkarma
yapmış,
savaş
esnasında,
Mustafa
Kemal'in
kalbinin
üzerine bir
şarapnel
parçası
isabet etmiş
ise de,
göğüs
cebinde
bulunan
saati onun
hayatını
kurtarmıştır.
Mustafa
Kemal o anda
içinde
bulunduğu
ruh halini
üstlenmiş
olduğu büyük
sorumluluğa
bağlamış ve
: "Aslında,
bu tür bir
sorumluluğu
üstlenmek
hiç de kolay
değildi,
ancak
yurdumun
parçalandığını
görmektense
ölmeyi
tercih etmiş
olmam
nedeniyle,
bunu gururla
kabul
ettim."
sözleriyle
duygularını
ifade
etmiştir.
Düşman
saldırısının
püskürtülmesinde
Mustafa
Kemal’in
üstün
cesareti,
askeri
bilgisi,
yeteneği ve
uzak
görüşlülüğünün
büyük bir
rolü olmuş,
genel olarak
Çanakkale,
özel olarak
Anafartalar
savunması,
dünya siyasi
ve askeri
tarihine
onun adıyla
yazılmıştır.
Mustafa
Kemal daha
sonra
Kafkaslarda
ve Suriye'de
hizmet etmiş
ve 1918
Mondros
Mütarekesi’nden
hemen önce
Suriye'de
bulunan
Yıldırım
Orduları
grubunun
kumandanlığına
getirilmiştir.
Mütarekeden
(ateşkes)
sonra,
İstanbul'a
dönmüştür.
|
 |
|
|
|
|
| |
|
Atatürk'ün Ölümü |
|
Atatürk ülke
içerisinde
sık sık
seyahat
etmektedir.
Gemlik ve
Bursa
gezileri
esnasında
Atatürk
soğuk alır.
Tedavi olmak
ve dinlenmek
üzere
İstanbul'a
geri döner.
Ama, ne
yazık ki
hastalık
ciddidir. 10
Kasım 1938
tarihinde
saat 9.05'te
tüm çabalara
rağmen çok
sevdiği
halkından
ayrılmak
zorunda
kalır. Ama
insanlarının
gözünde
ölümsüzlük
kazanmıştır.
Öldüğü andan
itibaren,
çok sevilen
ismi ve
hatırası,
çok sevdiği
halkının
kalbinde
yerini
almıştır. O
bir kumandan
olarak
birçok savaş
kazanmış,
bir lider
olarak
kitleleri
etkilemiş,
bir devlet
adamı olarak
başarılı bir
yönetim
sergilemiş
ve nihayet
bir devrimci
olarak bir
toplumun
sosyal,
kültürel,
ekonomik,
politik ve
hukuki
yapısını
kökten
değiştirmeyi
başarmış;
dünya
tarihindeki
en üstün
şahsiyetlerden
birisi
olmuştur.Tarih
onu Türk
ulusunun en
şerefli
evlatları ve
insanlığın
en büyük
liderleri
arasında
sayacaktır.
|
 |
|
|
|
|
| |
|
|
|
| |
|
|
|
Copyrigt
© Basut Koleji - 2007 Her hakkı saklıdır. |
|